Blog Post

Tarantino’nun Ayak Fetişi – Once Upon a Time in Hollywood İnceleme!
Film

Tarantino’nun Ayak Fetişi – Once Upon a Time in Hollywood İnceleme! 

Spoiler olmadan incelemek gerekirse bu Tarantino filmini, çok iyiydi. Şimdi spoilerlı kısma geçelim.

“Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin.” -Pulp Fiction (1994)

Klasik bir Tarantino filmi değil, daha yavaş, daha aksiyondan uzak. Bir Tarantino filminden beklediğimiz en büyük şey kanlı sahnelerdir kuşkusuz. Bu filmde o sahneler sayılı, aksiyon aynı seviye fakat daha az kullanılmış, açıkçası Tarantino abimiz biraz hikaye kasmış. 

“Kan sadece bir renktir.” -Quentin Tarantino

Filmin kötü yanlarından başlayalım, Sharon Tate’in hikayesi ana yol olması beklenirdi bu senaryoda, sonuçta her şey Tarantino için müsait. Bolca kan var, insanları manipüle eden bir katil var, doğru evi basıp yanlış insanı öldüren hippiler var. Ama Tarantino abimiz bunu işlemeyi tercih etmemiş, ev basan hippileri de hikayeye bir şekilde yedirmiş. Ha kötü mü oldu bu, hayır tabii ki. Fakat insan düşünüyor “ya böyle olsaydı” diye. 

“Bana tepeden bakarsanız, bir aptal görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız, tanrınızı görürsünüz. Bana tam karşımdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz.” -Charles
 Manson

Charles Manson hikayenin kıyısından geçiyor, fragmanda hippiler ve Manson abiyi gördüğümüzde açıkçası Sharon Tate’in öldürülmesinin, bizim deyişimizle “Tarantino yükselişi” olacağını düşünmüştük. Sonuçta formül yıllardır aynıydı. Birileriyle hikaye başlar ve biraz aksiyon yaşanır, başka birinin gözünden hikaye devam eder ve aksiyon yaşanır, en sonda ise hikayenin finaline gelindiğinde büyük kanlı sahneler gelir ve hikaye biter. Bu filmde aksiyon azaltılıp, drama ve komedi öğeleri arttırılmış. Komedisinden hiç şikayetçi değilim ki gayet güldüm. Özellikle “pussy” şakası beni benden aldı.

“I am okey.” -Reservoir Dogs (1992)

Charles Manson hikayeye bir yerde giriyor, ama sadece tek sahnesi var. Daha uzun sahneler ve senaryo içerisinde daha büyük yer kaplamasını isterdik. 

Bu film, o eski Tarantino filmleri gibi değil açıkçası. Kurgusu farklı bir kere, klasik “Tarantino filmi” kurgusu değil. Düz bir şeklde ilerlerken diğer karakterler normal bir film kurgusunda ilerliyor, ileri doğru ve parça parça. Bu filmden bir Pulp Fiction performansı beklemiyorduk tabii ki. Farklı karakterlerin başından geçen kısımların zaman farkı, “ne zaman karşılaşacaklar?” düşüncesi baskın değildi. Asla rahatsız etmiyor bu kurgu tercihi, tek takıldığımız nokta “Tarantino aksiyonu”nun her zamankinden eksik olması. Şiddet seviyesi aynı fakat daha az sahne aksiyon dolu, nereden baksanız ana hikaye içerisinde 5 aksiyon sahnesi vardır. 

Bu filmde Quentin Tarantino kendi aksiyonunu Rick Dalton’ın filmlerinden sahneler olarak aktarmayı tercih etmiş, güzel fikir ama hikaye ile bağlandığı bir nokta olmadığı için biraz havadaymış gibi algılanıyor.

“Şiddet içeren filmler çocukları zorba yapmaz. Belki onları zorba yapımcılara çevirir ama bu tamamen başka bir konu.” -Quentin Tarantino

Olumlu yönlerini geçersek eğer ucuz Tarantino filmi Bad Times at El Royale’de kullanılan led ışıkları çok beğenmiştim. Bu filmde dönemin temasıyla çok güzel bir led kullanımı mevcut, Taxi Driver sahnelerine taşıyor sizi. 

Bad Times at El Royale (2018)

Oyunculuklar tek kelime iile efsane, Tarantino 9. filmi için özel oyuncular tercih etmiş bu çok belli. Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie, Dakota Fanning, Al Pacino, Kurt Russel gibi bir yıldız kadro… 3 saatlik bir şölen desek yalan olmaz. Evet 3 saat, tamı tamına 3 saat. Dayanamayıp ikinci yarıda çıkanlar oldu salondan, ama onların kayıbı siz böyle bir hataya düşmeyin. Eskiden başarılı olan bir oyuncuyu oynayan DiCaprio muazzam bir performans göstermiş, Sharon Tate rolünde Margot Robbie ve kararmış ayakları da güzelliğini filme yedirmekte. Brad Pitt’in karakteri Cliff Booth filmi aksiyon yönünden dengelemiş. En sevdiğimiz sahnelerden biri olan Bruce Lee’yi arabaya fırlattığı sahne hala aklımızda. 

”Bizim neslimiz Büyük Depresyon’u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız.” -Fight Club (1999)

Çok alışık olmadığımız çapraz kadraj fazlasıyla kullanılmış ve göze batmıyor, sadece biraz alkol kullanmış gibi hissediyorsunuz ama bu film açısından asla kötü değil. 

Filmin finaline geldiğimizde ise o 3 saat boyunca beklediğimiz “Tarantino yükselişini” alıyoruz. İçlerinde çok sevdiğimiz oyuncu Maya Hawk da olan bir hippi grubu Rick Dalton’ı öldürmeye karar verir. Ana motivasyonları “Bize öldürmeyi öğreten adamı öldüreceğiz” idi. O sırada Rick havuzunda müzik dinlerken karısı yukarda uyumakta, salonunda ise dublörü, işten attığı eski arkadaşı, koruması, şoförü olan Cliff Booth ve köpeği bulunmakta. 

Hippiler kapıdan dalınca Cliff Booth ile karşılaşırlar ve aranan kanlı yükseliş başlar, ağızları açık bırakan o sahneler, kareografi, vahşet, kan… “Tam bir Tarantino filmi izliyorum şu an” diyorsunuz. Artık bu kadarı da olmaz dediğimiz anda tüm suratı cama batmış olan hippi kız, elinde silahla Rick’in havuzuna düşer çığlıklar içerisinde. Rick, oynadığı eski Western filminde kullandığı ateş silahını [flamethrower] havuza düşen hippi üzerinde kullanır. Seyircinin ağzı açık “yuh bu kadar da olmaz” sesleri salondan yükseliyor. Muhteşem yükseliş bu şekilde bittiğinde filmin yavaş geçen 2 saatini mükemmel bir şekilde telafi ediyor. 

Mümkünse iki kere izlenmeli, eğer yaşınız 18 altıysa güzel bir dille gişe görevlisini ikna edebilirisiniz.

Puan 8.5/10 [o da Tarantino fanı olduğumuz için] 

Related posts

Bir cevap yazın

Required fields are marked *